YAŞAMAK, ÖĞRENMEK VE DİYALOG ÜZERİNE

…ve sessizce açtı kapılarını yüreğinin sevgiye ve dostluğa öğrenmek için hayatın gizemini”

Güneşli bir sonbahar sabahında denize karşı oturmuş 31 yıllık yaşamımda benim için en çok anlam ifade eden, kendimi en huzurlu, en bütün, en var hissettiğim anları düşünüyorum. Ya doğanın ihtişamı ve mükemmelliği ile yaşanan huşu anları bunlar, ya da bilinmezin içinde korkusuzca oturup kalbimi kendime ve çevremdekilere açtığım, bir kişiye veya bir ideolojiye değil ama varoluşun gücüne, yaşamın özüne teslim olduğum anlar.

Yaşamak öğrenmek, öğrenmekse yaşamak benim için. Öğrenerek yaşadığımı, yaşayarak öğrendiğimi dolu dolu hissettiğim, varoluşu anlamlı kılan tecrübelerimden aldığım ilhamla uzun süredir kafa patlatıyorum: Bilgisayar ekranları ve cep telefonları ile steril ve zahmetsiz iletişim kurmaya alıştığımız bu çağda, bugünümüzü ve geleceğimizi daha yüksek bir bilinç ve sorumluluk duygusuyla yaratabilmemiz için nasıl iletişim kuracağız, nasıl organize olacağız, nasıl birlikte çalışıp yaşayacağız, nasıl birlikte düşüneceğiz, kararları nasıl alacağız? Yaşamın özündeki bilgeliğin akışını mümkün kılan kolektif bilince nasıl ulaşacağız? “Doğrunun ve yanlışın ötesinde bir yer var. Sizinle orda buluşacağım” demiş Mevlana. Var gerçekten de öyle bir yer. İnsan aklının ötesinde, kalbiyle ulaşabileceği, yaradılışın yansıması olan özüyle ve yaşamın kutsallığıyla buluştuğu bir yer. Egonun tanımadığı, kişisel çıkarların ve çatışmaların önemini yitirdiği bu kalp coğrafyasında gerçek, açık ve dürüst iletişim mümkün. Öyle bir yer ki orası, insan derinden özlemini duyduğu, yaşamla, her şeyin parçası olduğu varoluşun gücüyle, “diğer”iyle “bir” olma hissini yaşıyor; ruhu bir an dinginliğe kavuşuyor; akla hayale sığmaz bir gücün ve bütünün bir parçası olduğunu bir an için de olsa idrak ediyor. Egonun ve aklın perdeleri kalkıp da kalbin kapıları aralanınca korkularına ve kırılganlıklarına sevgiyle sahip çıkıyor insan, bağışlıyor, hoş görüyor. İşte tam o noktada bir araya gelen bireyler birlikte öğreniyor, yaratıyor, üretiyor, evrende herkesin erişimine açık gerçek bilgeliğe ulaşabiliyor ve hatta bilinç sıçraması yaşayabiliyorlar; 1001 yüzü olan “hakikat”i görmeye biraz daha yaklaşıyorlar yani. Rekabetin yerini işbirliği alıyor, hayatın hizmete çağıran sesi duyuluyor tüm berraklığıyla, “bir”liğin ümit dolu tohumları serpiliyor yüreklere…

İyi ama nasıl varacağız bu ruh haline, bu kalp açılmasına? Doğrunun ve yanlışın öte yanındaki o yere? Nasıl baş edeceğiz önyargılarımızla, sabit inançlarımızla, kendisini bütünün bir parçası olarak göremeyen ve gerçekliğin önüne perdeler çeken zihnimizle ? Gittikçe doğadan ve yaşamın temel ihtiyaçlarını karşılama sürecinden uzaklaştığımız, akıl ve kalp birliği yapmaya en çok ihtiyacımız olan bu dönemde ofis odalarına, apartman dairelerine, bilgisayar ve televizyon ekranlarının arkasına sıkışıp kalmış hayatlar yaşıyoruz, geçim sıkıntısı, tüketim alışkanlıkları derken kalbimizin sesini dinlemeyi de duyurmayı da unutuyoruz çoğu zaman. Bu karmaşık sistemin içinde farkındalığını kaybettiğimiz öyle çok şey var ki… Ama bir arada olmanın, yüz yüze bakmanın ve hatta gereğinde dokunmanın çok büyük önemi var iletişimde.

Gerçek şu ki bir grup insan bir araya geldiğinde, gerekli koşullar mevcut ise, evrenin sonsuz yaratıcı gücüne ve bilgeliğine erişmek mümkün. Bu büyünün, mistik zekanın kesin bir formülü olmasa da benim kolektif bilinci tecrübe ettim diyaloglarda şu koşullar mevcuttu :

  • Önyargıları, sabit fikirleri ve “doğruyu BEN biliyorum” tutumunu bir kenara bırakıp diyalogun getireceği açılımlara tamamen açık olmak (Krishnamurti’nin dediği gibi, bir kabı boşaltmadan dolduramazsınız)
  • Diyaloga herhangi bir gizli niyet ya da beklentiyle gelmemek,
  • Diyalogun içinde – o anda – bilinçli bir şekilde var olmak,
  • Diyalog esnasında – kolaylaştırıcı haricinde – akışı yöneten hiçbir otoritenin ya da hiyerarşinin olmaması,
  • Yargılamadan, zihnimizde sessiz kalarak, gerçekten dinlemek,
  • Diyalog sürecini kontrol etmeye çalışmamak, kendiliğinden akışa ve sürecin kendi kendine organize olmasına izin vermek,
  • Diyalog sadece sözlerle olmaz; gerektiğinde birlikte sessiz olabilmek ve o sessizliğin içinde anlam akışına müsaade etmek,
  • Kendimizi çok ciddiye almamak ve sürece meraklı ve tarafsız bir çocuğun gözleriyle bakabilmek,
  • Herkesin eşit katılımının mümkün olması,
  • Bir bütünün parçaları olmanın farkındalığı ve kolektif bilince erişme niyeti.

Açık alanlar, konuşma çemberleri, kafeler ve diğerleri…
Yukarıda bahsettiğim koşulları hazırlasak da bir grupta ya da bir iletişim sürecinde tam olarak ne olacağını tahmin etmek olanaksız. Ama yine de bir takım prensiplere uyarak daha bilinçli iletişim kurmaya çalışmak kesinlikle kolektif bilince ulaşma şansımızı arttırıyor. Özellikle gelişmiş endüstri toplumlarında ve meşgul şehir kültüründe unutulmaya yüz tutmuş gerçek ve kalpten iletişimi canlandırabilmek için yollar arıyor şimdi de insanoğlu… Konuşmayı ve dinlemeyi öğreniyoruz yeniden. İnsan topluluklarının birlikte harmoniyle varolabilmesi ve hayatın tümünü destekler nitelikte çalışıp üretebilmeleri için kullanılan pek çok yeni ama aslında özü çok eskilere, yerli halkların binlerce yıllardır doğadan aldıkları ilhamla geliştirdikleri ritüellere dayanan iletişim yöntemleri dikkati çekiyor. Benim yaşayıp birebir uyguladığım ve insanların açık, kalpten ve güvende hissederek iletişim kurmalarını, kolektif bilinçle ve farkındalıkla kararlar almalarını mümkün kılan bir kaç yöntemden bahsetmek istiyorum sizlere…

Açık Alan Teknolojisi (Open Space Technology)
2002 yılının yazında Slovenya’da bir ortaçağ kalesinde düzenlenen “Açık Alan Öğrenme Köyü”nde tanıştım Açık Alan Teknolojisi ile. Beni ilk andan sarsan, yıllar geçtikçe bir hayat felsefesine dönüşen Açık Alan, doğada her şeyin kendi kendine organize olmasından ilham alınarak düşünülmüş, en basit tanımıyla bir toplantı metodu. 20 yılı aşkın süredir dünyanın pek çok yerinde şirketlerden hükümetlere, çatışmalı gruplardan ilkokul öğrencilerine kadar pek çok farklı grup tarafından kullanılan bu yöntem bir konu, hedef ya da sorunun ilgilendirdiği tüm tarafları o konuyu, önceden hazırlanmış hiçbir ajanda olmadan, tartışmak üzere bir araya getiriyor. Grupların kendi kendine organize olmaları prensibine göre işleyen, hiyerarşik olmayan ve herkesi eşit katılıma davet eden, bireyin ve toplulukların bilgeliğine ve kendileri için en iyi çözümü “eksperlerin” müdahalesi olmadan üretebileceklerine inanan, en kompleks sorunlara dahi çok kısa sürelerde pratik çözümler üretilmesini mümkün kılan katılımcı, demokratik ve çoğulcu bir toplantı metodu olan Açık Alan, aynı zamanda insanın hayatında sınırsız olasılıklara yer açan, insanın idealleri ve değerleri için sorumluluk alma bilincini ve girişimcilik ruhunu geliştiren ve insanı özgürleştiren bir yaşam felsefesi.

Kaynaklar: www.openspaceworld.org, www.acikalanteknolojisi.com

Konuşma Çemberi (The circle or the council)

İlk kez bir konuşma çemberine katıldığımda ve konuşma objesi dönüp dolaşıp ellerimle buluştuğunda, sesimin ta ruhumun derinliklerinden geldiğini, daha önce hiç dinlenilmediğim gibi dinlenildiğimi hissetmiştim. Çok kısa bir sürede, binlerce yıldır insanların önemli konularda kalplerindekini saygılı ve güvenli bir alanda paylaşmak için kullandıkları bu yöntem, günlük hayatımda vazgeçilmez bir süreç haline geldi benim için. Konuşma çemberinin prensipleriyle hareket edildiğinde, en hassas ve çatışmalı konularda bile açılımlar yaşandığına, insanların en derin yaralarını, özlemlerini ve hayallerini paylaştıkça şifa bulduklarına pek çok kereler şahit oldum.

Bu yönteme göre belli bir konuda konuşmak üzere toplanan bir grup (hatta iki kişiyle de uygulanabilir) ortada çiçekler, katılımcılara ait anlamlı objeler ve yanan bir mumdan oluşan merkezin etrafına daire şeklinde otururlar. Bir konuşma objesi elden ele geçirilir ve objeyi tutan kişi konuşurken diğerleri konuşanı dinler. Çemberde bilinç ve farkındalıkla konuşmak, konuşanı dikkatle ve saygıyla dinlemek ve tüm grubun refahını düşünerek hareket etmek dikkat edilmesi gereken pratiklerdir. Kaynaklar: www.peerspirit.com

Dünya Kahvesi (World Cafe)
“Nasıl yani? Bir muhabbet kahvesi mi yaratacağız?” Halifax’ta organizasyonuna katıldığım liderlikle ilgili bir konferansta “dünya kahvesi” diye bilinen bir yöntemi uygulamamız istendiğinde şaşkınlığımı saklayamamıştım. Gerçektende kısa sürede konferans salonu her birine 5 kişinin oturabileceği, üzerlerinde kahvelerdeki gibi örtüleriyle, çiçeğiyle masalardan oluşan koskocaman bir kahveye dönüşmüştü. Daha sonra güzel bir müzik eşliğinde katılımcıları salona davet ettik ve masalara rasgele oturmalarını söyledik. Kahvenin kolaylaştırıcısı konuyu anons etti ve katılımcılar aynı bir kahvede muhabbet ediyormuşçasına konu üzerinde konuşmaya, masaların üzerine yerleştirilmiş kağıtlara önemli noktaları not etmeye koyuldular. Bir süre sonra bir zil çaldı, her masadan bir kişi haricinde herkes yine rasgele farklı bir masaya geçti ve bir sonraki grupla aynı konuda konuşmaya devam etti. Masada kalan katılımcı ise yeni gelenlere bir önceki grupta konuşulanları aktarmakla sorumluydu. Gruplar üç kez yer değiştirdikten sonra bu muhabbetlerde ortaya çıkan fikirler, öneriler, alınan kararlar dileyen katılımcılar tarafından grubun geri kalanıyla paylaşıldı. Böylece aktif, eğlenceli bir etkileşim ortamında samimi ve gerçek paylaşımlar yaşandı ama en önemlisi insanların daha önce hiç tanımadıkları biriyle diyaloga girmelerinden aldıkları haz ve kalp açılmasıydı yaşanan. Kaynak: www.theworldcafe.com

Bütün bu yöntemlerin bir ortak yönü var: insanları kalpten, açık ve samimi diyaloga, yani ünlü fizikçi filozof David Bohm’un tanımıyla anlamın akışına davet etmek. Bugün artık yine geçmişte olduğu gibi birlikte olmaya, bir bütünün parçaları olduğunu hatırlamaya ihtiyacımız var. Yaşanan gerçekliği değiştirmek istiyorsak güne uyanmak, sonra da birlikte diyalog içinde olmaya ve hayal etmeye başlamak lazım, hem de bir an önce! Kendimizden, ailemizden, dost çevremizden başlayarak…inanıyorum ki kendimizdeki dönüşüm, kişisel evrimimiz, yaşamın dönüşümünde önemli rol oynayacaktır

Kaynaklar:
On Dialog, David Bohm
Open Space Technology: A User’s Guide, Harrison Owen
Solving Tough Problems: An Open Way of Talking, Listening, and Creating New
Realities, Adam Kahane

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s